Yavaş yavaş ölüyoruz hepimiz, eriyoruz. Kaybolup, gidiyoruz. İçimizde ki limitsiz sandığımız kredilerden harcıyoruz. Tükeniyoruz. Bunca zamandır sorgusuz sualsiz çalışıyoruz, koşturuyoruz, bir şeyler yapıyoruz ? Neden yapıyoruz tüm bunları? Kim için yapıyoruz? Ne için yaşıyoruz? Hep verilenlerle yetinmeye çalışıyoruz. Mecbur muyuz buna? Fazlasını neden isteyemiyoruz? Sanki bir sınav içindeyiz sürekli. Sistem, biz farkında olmadan öğretmiş hepimize tüm kurallarını; “süreniz bir ömür boyudur, soru sormak yasaktır, istediğimiz soru(n)dan başlayabilirsiniz”... “Soru(n)lara“ bir hayatı geçmeyecek cevaplar vermeniz gerekiyor” der gibi... Eee sonra dönüp bakıyorsunuz bir gün, o zaman anlıyorsunuz ki aslında hiçbir şey olamamışsınız, hiçbir şey yapamamışsınız aslında . Kandırmışız kendimizi tüm bu harcanan ömürler boyunca... Birileri bu emekten , bu hayatları ortaya koyan adamlardan, yeni hayatlar kurmuş kendilerine... Almış başlarını gitmişler.. Size de oturup kaybedilen hayatların fotoğraflarına bakmak kalmış.
Bazı geceler babamı görürüm rüyamda. İyi adamdır. Kuvvetli adamdır. Hala dimdik ayakta durmasını bilir. Kimseden bir şey beklemez. Şimdiye kadar ona hiç söylememiş olsam da, çok severim ben onu...Hayranlıkla izlerim hala nasıl bu kadar hayata karşı inatçı olduğunu. Benim yaşım kadar çalıştığını, bıraksalar bir benim yaşım kadar daha da kendini yoracağını bilirim. Neden yapar bunu? Merak ederim en son ne zaman durup aynada şöyle bir kendine bakmıştır, en son ne zaman yeni aldığı gömleğini büyük bir keyifle giymiştir, en son ne zaman bir Pazar kahvaltısı yapmıştır tüm ailesiyle, en son ne zaman çok sevdiği bir filmi büyük bir keyifle izlemiştir sonuna kadar, en son ne zaman sabaha kadar sırf arkadaşları ile vakit geçirecek diye oturmuştur, en son ne zaman “bu sabahta öğlene kadar yatacağım” demiştir, en son ne zaman mutlu olmuştur? Ben hatırlayamıyorum , bilmiyorum cevapları... Ama bir insana en koyan şey nedir onu biliyorum; bir hayat eriyip gidiyor karşımda anlamsız koşturmayla ... Kendinden, elinden tüm hakları alınmış bir mahkum gibi. Ben babamın yaşlandığını görebiliyorum ... Üzülüyorum..
Ve her üzüldüğümde ölüm gelir aklıma zaten. Aklıma her ölüm geldiğimde ise babam... Bir kelimeyi bir yere bağlamak , hatırlatma için güzeldir ama ölüm nereden gelirse gelsin kötüdür. Bazen görürüz bir kedi köpek yolda, belki tanımadığımız bir adam televizyonda... Ağlarız.. Duygulanırız. İçimiz acır ( hala o duygulara sahipseniz) hayat böyle zordur işte deriz ... Şimdi günler geçiyor, zaman tüm sevdiklerimizi almak istercesine büyük bir hırsla ilerliyor. Bir gün hepimizin kapısını çalacak. Durmuyor hayat. Devam ediyor. Tüm bunlara göz yumuyor tanrı. Yine , yeni emekler harcanıyor, yeni hayatlar bitiyor birileri için. Bitenlerin yerini ise asla bir şey dolduramıyor. Ve ben fark ettim ki bu gece; babam yine arkadaşlarıyla sohbet edemeden, yine rakısı yarım kalmış bir şekilde , yine en sevdiği programı izleyemeden, en son Pazar kahvaltısını hatırlayamadan , yeni gömleğinin hiç farkında olmadan, kendinin hiç farkında olmadan bir sonraki güne hazırlamak için kendi ruhunu yolculuklara çıkarmış. Yarın yine dünden hiçbir farkı olmayacak bir bugün gibidir benim için... Belki rüyasında oda beni görür... Kim bilir.... İyi uykular baba...
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

2 yorum:
ne yazik ki zaman tahminimizden çok daha acımasız...yaraları iyileştirirken garip bir şekilde sonsuzluğuda yaratıyor...hissettiklerinizi, düşündüklerinizi geç kalmadan soyleyin...sonra geç oluyor..kıçınızı yırtsanız duyuramıyorsunuz sesinizi...bırakın hak ettiğini düşündükleriniz bilsin içinizi...neden saklıyoruz ki...
Bizde baba olcaz bigün belki =(
Yorum Gönder